sanırım artık akıllanıyorum.. yani umarım!!

27 Temmuz 2010

bugün doğum günüm. evet evet teşekkürler. sanki çok okuyan eden varmış gibi.

kendim bile geri dönüp okumuyorum yazılarımı. o yüzden çok bi beklentim yok yani.

bu sabaha kadar 30 yaş!! aman tanrım 29 da ölmek istiyorum!!!! modunda beklediğim bir yaştı. ama bu sabah bi baktım ki. pinnnnggggg!!! 29 oluvermişim. ölmek istemiyorum. yani en azından şu anda.

çünkü!

sanırım artık uyandım!!

olm kimse bana zerre kadar değer vermiyo lan. kendi anam babam dahil olmak üzere herkes beni çok sever görünüp beni bitiriyo ince ince. sürekli benden beklenen bazı görevler var. sahip olmam beklenen nicelikler var. iyi bir evlat, ilgili bir evlat, anlayışlı bir evlat, duyarlı bir evlat, hal hatır soran bir evlat, o gün neler olmuş merak eden bir evlat, sorun çözücü evlat, pratik evlat, elinden iş gelen evlat, namuslu evlat, akıllı evlat, ruhlu!! evlat…

ama dönüp baktımda benim beklentilerim nerde??? hayatımı kendi hayatının önüne koyduğunu sandığım ama sanırım aslında çok büyük bir yalanın penceresinden baktığım bir ailem var. kendi anam babam dahil olmak üzere herkes bencil. herkes kendi gemisini yürütmek için çabalıyor. ve ben napıyorum? beynini siktiğimin malı olarak sürekli özveride bulunuyorum. sürekli beklentileri karşılamaya çabalıyorum. karşılayamadığımı hissettiğim anlarda suçluluk duyuyorum falan?

e hepinizin şu mübarek günde sülalenizi sikeyim o zaman.

30 şahane bir yaşmış arkadaş. yaklaştıkça uyanıyorum.

Nehir…

19 Nisan 2010

Bazen öyle bir yumru gelip oturuyor ki boğazımın orta yerine. Konuşamıyorum, ağlayamıyorum, düşünemiyorum, hayal edemiyorum. Beynim felç geçiriyor sanki. Hayat duruyor, herşey önemini yitiriyor, dünya dönmeyi kesiyor. Sadece neden var, yumru var. Nefes yok.

Daha önce detaylı olarak değil ama, yazmıştım Nehir’ i. Annesi Zeynep Hanımı.

http://nehir-im.blogspot.com

Eskisi kadar sık yazmıyordu Zeynep Hanım bloğa. Bir yandan haberlerini alamamak rahatsız etse de, Nehir sağlıklı olduğu için yazmadığını biliyor, mutlu oluyordum. Son yazısı oturttu o yumruyu. Bloğu ilk okuduğumda oturttuğu gibi.

O minicik vücudun dayanmak zorunda kaldığı tedaviler oturttu yumruyu, o güzelim gözlerin cin cin bakışı oturttu, o annenin çabası, dayanma gücü, cesareti oturttu.

Şimdi yeni bir savaş başlıyor onlar için, yeniden.

Bir çoğunuzun inandığı şekilde inanmıyorum tanrıya, ama ruhumun en derinlerine kadar yakarıyorum.

En hafif, en dertsiz, en acısız şekilde atlatsın o minik bu savaşı da. Ne olduğunu hissetmesin bile. Uzun, upuzun sağlıklı bir ömür geçirsin bundan sonra.

Lütfen…

O anne, o baba, o abla, o ailede ki herkes için yeterince güç diliyorum. Bunu da atlatabilmeleri için.

Tanımasam da, beni tanımasalar da en iyi dileklerimle yanlarındayım.

 

 

 

delirmek için nedene ihtiyacım yok!

01 Nisan 2010

ayıbın yorgan altında olduğu dönemler çoook geride kaldı. artık ayıp bizzat otuma odalarımızda, otobüslerimizde, parklarımızda. belki de yorgan altında kalanlar ayıp olmayan nadir şeylerden biri artık.

insan hayatının kutsallığına inanırım. bir canlı yaptıklarının bedelini, canıyla ödeyemez. ödememelidir. kimin canına kast etmiş olursa olsun, hangi yuvaları dağıtmış olursa olsun, kimlere ne kötülükler yapmış olursa olsun yaptıklarının bedelini canıyla ödemesine karşıyım. bebek katillerini bile bu yolla cezalandırmak bana çok acımazsızca geliyor. ha bu demek değil ki cezasız kalsın, elbette hayır. bir hücrede hayatının geri kalan her saniyesini duvarlara bakarak geçirmeleri, sadece karnı dokayacak kadar yemek yemeleri, hayatın tüm nimetlerinden, eğlencesinden mahrum kalmaları falan suçuna göre değerlendirilip uygun görülebilir.

ama üst katımda oturan hayvanoğlu hayvanlar benim bu hümanistliğimi sınıyorlar. hatta sınadılar, ben sınıfta kaldım. her akşam yatağıma yattığımda, bu ölüm kalım işlerinden sorumlu şahıstan üst kattakilerin canını almasını diliyorum. 2 tane piç kurusu var evde. çocuk felci, otobüs çarpması, balkondan düşme, elektriğe tutulma gibi bilimum kazanın belanın üstlerinde olması için yalvarıyorum. ciyak ciyak bağırıp beynimi siken kadının dilsiz kalması için nasıl bir türk filmi kazası varsa başına gelsin istiyorum. hepsi birden ölsünler istiyorum. Yazının tamamını oku »

17′lik ergen ruhumu seviyorum!! sevdiğim tek ergen kendimim!!!!

27 Mart 2010

böyle mal gibi hissettim kitapları okurken kendimi. çünkü edebi açıdan zerre değer taşımayan, içerik yönünden birşey kazandırmayan, konu yönünden farklı bir şey tattırmayan, sığ ötesi bir seri The Twilight Saga. bildiğin yılış yılış* aşk hikayesi. çeviren de napsın kitaba derinlik kazandıramaz. ama 2. kitabı çeviren rezaletti mesela. umarsız umarsız umarsız yazmış durmuş delirtti beni. neyse işte tüm bu iğrençliklere rağmen ben bu kitapları bırakamadım ya elimden. 6 günde 4 kitap bitirdim manyak gibi. gözlerim pörtledi okucam diye. 4. kitabı bitirdikten sonra internette ilk 12 bölümü bulunan 5 kitabın taslağını da okuyup sonra tekrar ara vermeden 1. kitabı aldım elime. yapıştım resmen kitaplara. böyle okurken de yüzümde eblek bi gülümseme. annem dalga geçti hep:( hatta bu salak kitaplardan birini okurken kedim kaçtı lan!! resmen ilgisizlikten isyan edip kaçtı sanırım hayvan.

ilk filmi 5 kere falan izledim. ciddi ciddi utanıyorum şu yazdıklarımdan ya. niye yazıyosam. sonra gerizekalı gibi gittim 2. filmi sinemada izledim. ergenlerle!!!! liseli genç kızlarla film izlemek ne kabusmuş arkadaş. robert pattison çıktığı zaman böyle iç çekişler felan duydum hep skjfhdkfhsd. ben içimden oyyy analar neler doğuruyo dedim en azından ahahahaha. sonra film molasında önümde giden iki bücürden biri şöyle bişi dedi “edvaağrtın karankteri, ceykopun vücüüüdü” allah benim bin belamı versin ne işim var benim burda dedim. ama sonuna kadar izledim sdjhskfhsdk, film de bok gibiymiş zaten hiç beğenmedim.

bu yazıyı niye yazıyorum böyle utançtan kırıla kırıla? şimdi ilk filmin sanırım görüntü yönetmeniyle ikincisininki farklıymış. şöyle birşey gördüm:

 twaytayt

hep eleştirmişler 2. yi kötü kötü diye. neden yahu adamların yüzüne kan can gelmiş ahahahahhaha. o abiyi/ablayı bunların vampir oldukları konusunda bilgilendirseymiş keşke biri. dudaklara bak maşşallah, pekmez içirmişler hep bunlara sdjhsdfhksdh 

*yılış yılış: türkçe sözlüğe az önce kazandırdığım bir kelime.

MİM MUM?

26 Mart 2010

şimdi ben böyle blog dünyasını her ne kadar yakından takip eder gibi yapsam da vuhuuu millet kurdu olmuş. ben anca 3-5 bloğu o da zavallı ben, google-reader’ ın izin verdiği ölçüde takip edebiliyorum.

misal sevgili Renkli Tasarımlar, sizin yeni bir çantanız eklenmişse siteye, reader’ dan haberdar oluyorum ancak resmi göremiyorum. pasaj‘ınıza eklemişseniz pasaj’a bakarak görüyorum. eklememişseniz eve gidene kadar çatlıyorum nasıl bişi acaba diye.:)

bu dip nottan sonra gelelim benim karın ağrıma. nasıl kıskandım, nasıl kıskandım anlatamam. daha önce flickr’ da inside my bag fotolrını görmüş, bakarken çok eğlenmiştim. son zamanlarda bizim yerli malı yurdum malı çantalarının da sergilendiğini görünce keşke dedim ben de yapsam. baktım kimsenin beni mimleyeceği, mumlayacağı yok ezik gibi jksfhsdjk kendi kendimi mimledim arkadaş. sizi mi beklicem alla allaaa. zaten teşhirci ruhum kabarmış!!1

ahanda benim çantam.

fotoğraf tıklaneybıl. büyüyo wooooowwww!!!

  insayt ma beg 

Hazır mısın kitle?

1-      Eşantiyon nemlendiricim + içinde sizin görmediğiniz bir de güneş kremi var.

2-      Tabela yaptıracağımdan milyon tane tabelacının kartviziti var çantada.

3-      Evin anahtarları, bi arabam olsaydı onun da anahtarını koyardım sizden mi sakınıcam?

4-      Bilimum dudak kremi, ağız spreyi, çok yağlı yüz kremi.

5-      Ajanda, telefon defteri, karalama defteri, çizim defteri, hatıra defteri vırt zırt defteri olarak kullanıma uygun, peçete bulamadığımda sayfasını kopartıp elimi sildiğim emektar.

6-      Kalemkutu? Bende bilmiyorum neden orda. Bi 3,5 ay önce çıkmış olması lazımdı.

7-      Insolance canım, bi tanem.

8-      Hayvan kapasiteli harici bellek.

9-      Söylemesi ayıptır Bvlgari güneş gözüğüm fhsjkfhdkjfhs.

10-   Ebemi öttüren roaccutane.

11-   Bozuk paralarım!! Lazım olduğunuzda nerdesiniz la ipneler!!!

12-   Sokaklara izmarit atmamak içün mini kapaklı küllük.

13-   Geçen takıp çıktığım sonra kulağımı acıttığı için çıkarıp çantama attığım annemin küpeleri. Bi tanesinin çivisi kırılmış .

14-   Pastel şeftali allığım. Çok güzel bi rengi var.

15-   Este Lauder Pembiş allığım.

16-  Avon allık fırçası canım, bi tanem.

17-   Gözüme sürüp sürüp sonra pişman olduğum bilimum siyah göz kalemim.

18-   Lancome Hypnose siyah rimel. Pek güzel.

19-   Kendiminkini bozduğumdan el koyduğum annemin creative mp3 playerı.

20-   Kartvizitliğim.

21-   Anneler gününde anneme aldığım kullanmadığı için bana kalan cüzdanım canım, bi tanem.

22-   Aradığımda bi tanesini bile bulamadığım bi dolu toka.

23-   Maviş Mango şemŞiyem canım, bi tanem.

24-   Bunlar çantada diildi ya yannışlıkla numaralamışım dfhskdfhksjfh..

 

anammm

26 Mart 2010

sonunda ağzı yüzü kaymadan yazıları gösteren, insanın içini baymayan renklere satip bir tema. yuppi!!!

aman bir şen, bir şen sormayın gitsin!!

26 Mart 2010

kim şen?

tabiy ki ben ayol kim olacak:)))

neden?

sitede benden ve zorla siteye baktırdığım bikaç kişi dışındakilerin de yorumları varda ondan skfhdfsfhskdf

şimdi normalde de beni tanıyan bazı arkadaşlarım tam bir domesticus kadınus olmaya başladığımı düşünebilir. külliyen yalan. bi kere o özellikler “anne” olduktan sonra kendiliğinden gelen şeyler. ben hala hafif kırık, sağı solu pek belli olmayan, tutarsız, garip insanım!! Yazının tamamını oku »

saplantılı aşklar, saplantılı arkadaşlıklar…

24 Mart 2010

Neyse ki hayatımın hiçbir döneminde böyle sapık gibi, acayip takıntılı acayip kıskanç bir sevgilim olmadı. Ben de hiçbir zaman arızaya baglayacak kadar kıskanmadım kimseyi. Ne kadar seversem seveyim, kisisel alana saygım var. Paranoyak olmadıgımı söylemiyorum. Sevgilim beni 2 gün aramasa kafayı yerim. Azıcık ilgisiz davransa aklımdan 44bin tane hikaye gecer. Ama adamın arkadaslarıyla gezip tozmasına icip sıcmasına da karısacak degilim. Benim onunla özel alanımdan calmıyorlarsa istediklerini yapsınlar. Aynı hosgörüyü kendi alanıma da isterim. Manyak manyak davranmasın sevgilim, benim onsuz geçirecegim 3-5 nefes molasına göz dikmesin, benim de bir kadın oldugumu ve kızkıza takılıp milletin asna fisnesini konusmayı zaman zaman ne kadar eglenceli bulabilecegimi unutmasın isterim.
Saplantılı aska örnek veremeyecegim, ki nerden bileyim arkadasım milletin saplantılı askını halla hallaaaa.
Benim derdim daha çok saplantılı arkadaslıklar.
Deli oluyorum.
Yazının tamamını oku »

Ayten Kuaför & Güzellik Merkezi

24 Mart 2010

sdjfhskjfhsdkhfksdhfk. çok komik isim oldu ama anneme söyleyemiyorum kızar diye.

işte tükkanın fotoğrafları, henüz tabelamız olmadığından tabelamızın fotoğrafı yok. çok mantıklı diy mi jkhdkdhfskdf.

not: şerif bu fotoğrafta tarih ne pis bişimiş arkadaşım.

 100_0618.jpg

 100_0614.jpg

 100_0606.jpg

 100_0610.jpg 

 yikama.JPG

sabah’ tan akşam’ a revolution

24 Mart 2010

böyle yarısı türkçe yarısı ingilizce şeylere de tilt olurum ama revolution’ a matrix’ den beri hastayım. elimden gelse her yere revolution yazıcam. lakin huy-karakter olarak -ne kadar çok istesem de- henüz bir değişime, devrime uğramış değilim.

her sabah kalkıyorum, BUGÜN ÇOOOO’ZEL BİGÜN OLACAK DIRIRIM DIRIRIM deyu yataktan, gün içinde bi milyon tane site geziyorum, o DIY projeleri beni benden alıyor, malzeme olsa elimde dakkasında şakıtıcam masanın altında. silikon tabacasıyla harikalar yaratıcam, epi topu 20 cm’lik dikiş makinamla yatak örtüleri, etekler, kabanlar dikicem, masanın ayaklarından başlayıp kıl testereyle kese kese kutular, bardak altlıkları yapıcam, fimodan kendime kedi yapıcam, örgüden kazaklar örücem o derece bir enerji patlaması, o derece yaratıcılık. becerebilsem kumaş bile dokucam yani o derece. böyle iğrenç bir türkçeyle yazdığımı farkettim ama affedin zira geldi gelenler, bu yazıyı şimdi yazdım yazdım 10 dakka sonraya bırakırsam hem unuturum hem üşenirim… Yazının tamamını oku »