sldfjlsdkfjsdf
25 Aralık 2011co mutluyum la okuyucu!!! bildiginiz gibi deil!!!!

co mutluyum la okuyucu!!! bildiginiz gibi deil!!!!

aptal ayağına yatarak beni aptal yerine koyabileceğini sanan aptallar var!!!!!
şaştım kaldım.
sanırım az önce aydınlandım.
aşağı yukarı ergenliği atlattığımdan bu yana hiç evliliğe sıcak bakan biri olmadım. birebir kendi evimin içinden başlamak üzere çevremdeki kötü evlilikler miydi neden, yoksa özgürlüğüme olan düşkünlüğüm müydü bilmiyorum. tabi ki sevdiğim, seviştiğim adamlarla oldukça “acaba?” sorusu çaktı beynimde. acaba evlenebilir miyim onunla? bütün bir ömrü geçirmek düşüncesine “evet” diyebilir miyim diye düşündüm elbette. bu genlerimizde var insan olarak malesef. ama hiçbirinde amaç evlenmek olmadı. sevdiğini farkettiği andan itibaren teknik direktör edasıyla taktik haritasını çizin kadınlardan olmadım hiçbir zaman. kaldı ki o kadınları da anlamıyorum. her ne kadar eskiden olduğu gibi gözü tamamen kapalı sevemesem de, hissettiğimi yaşamayı seçtim hep. içimden geleni yaptım. çevremde evliliğe “bir adamın yemeğini yapmak, çamaşırını yıkayıp ütüsünü yapmak, sonra da yatakta mutlu etmek” gözüyle bakan tanıdıklarım da var. onlar gibi de düşünmüyorum. mantık evliliği diye birşey olamaz. netice itibariyle kimse 3-5 yıl takılırız ayrılırız diye yapmıyor bu eylemi. bütün bir ömrü beraber geçirmeyi hayal ediyorsun. geri kalan yıllarını paylaşmayı planladığın adamla adı üstünde “BİRŞEYLERİ PAYLAŞABİLİYOR” olman lazım. bu zevklerin olur, prensiplerin olur ne bileyim hayata bakış açın olur. çoğumuz artık kendi başına ayakta durabilen kadınlarız (burada demek istediğim çevremdeki çoğu kadın. yoksa elbette ülkede erkeğe muhtaç, başarısız, vasıfsız, güvensiz kadınların yetiştirdiği muhtaç, başarısız vs. kadınlar çoğunlukta. bu üzerinde daha detaylı açıklamalar yazmak istediğim bir konu ama parantez içinde sosyal tespit yapmak istemiyorum) bir erkekle sadece devlet destekli sevişebilmek için evlenecek kadar abazan olmamamız lazım. yahut babanın boyunduruğundan çıkıp kocanın boyunduruğuna girmek evlilik değil köleliktir. benim evlilikten ne anladığımı anlatacak değilim, ama farklı şeyler anladığımız kesin. herneyse, benim için evlilik = özgür iradenin elinden alınmasıdır. bu başka birinin kölesi olacağımı düşündüğümden değil, resmi bir defter üzerinde vesikalıklarınızın yanyana durduğu adama olan sorumluluklarından kaynaklanıyor. kaldı ki, evlenmen şart değil birlikte olduğun insana karşı sorumlulukların oluyor ve malesef bunun sınırları senin ve karşındakinin algısına göre şekilleniyor. insan ne yazık ki her anlamda kendisi gibi düşünen insanlara aşık olmayadabiliyor. dünyanın en yüzeysel kadınına aşık olabiliyorsun. yahut kendi özgürlüğüne düşkün biri olarak maçonun kralı bi adamdan etkilenebiliyorsun. bu durumda da senin sorumlulukların sana göre a ve b arasındayken muhattabına göre a ve z arasında olabiliyor. sen bir şehirden başka bir şehire günübirlik giderken haber verme ihtiyacı hissetmeyebiliyorken o tuvalete giderken bile bildirim almak isteyebiliyor. çok uç örnekler verdiğimin farkındayım ama şimdi ince ince düşünüp detaylandıramayacak kadar yorgun beynim. çünkü dedim ya az önce aydınlandım.
konuya böyle hayvan gibi 32bin kelimeyle giriş yaptım ama asıl mevzu şu ki, 29 yaşındayım. gençliğimin baharı evresini geçememe bir arpa boyu var. evet hala geçmedim, aksini iddia eden varsa silahlarını kuşanıp gelsin :/ nerneyse, şimdi bakıyorum da etafımda hep kart zamparalar :/ acaba benim bilmediğim bir sınır mı vardı?
25′e kadar tüm erkekler, 25′den sonra antropoza girmesine bikaç sene kalmış kartolozlar ilgi duyar diye görünmez bir çizgi mi vardı?
son 6 ayda incede yazılan, alenen asılan, flört etmeye çalışan adamların hepsi EVLİ!
asıl konuya 5 satır girizgaha 50 satır sjkfhksdhfkshfk.
hayır evlilikle ilgili fikirlerim değişmiş değil, hala evlenmek en son istediğim şeylerden biri ama sürekli böyle olması da hafiften kıllandırmıyor değil.
sevgiler(bekarlara)…
2011 itibariyle ilk yazım böyle iki üç satır olsun istemezdim ama şimdi hacı olmuş saat 12.
ben takip ettiğim blogların yorumlarını pek takip edebilen binsan olmadığım için kendimden yola çıkarak post yazıyorum.
son birkaç yıldır hakikaten kimse okumuyo galba olm burayı hissiyatı içerisindeyim. saolsun hosting sahibi arkadaş da ulan buna verdiğim parayla adult forum yaparım kapiim gitsin demiyo. öyle kendi kendime eyleniyorum. sitenin ilk açıldığı yıllarda daha duyarlı, daha ince düşünen, daha masum, daha aptal biriydim. hayatımın bir amacı, bir anlamı olduğuna inanır, bişiler hedefler onlara ulaşmaya çalışırdım (hedef dediim de işte okul bitsin, iş bulim, saçımı mor yapiim falan sdhfksdjf)
daha duygusaldım. daha çok dışımla ilgiliydim, dışımda olanlarla. daha konuşkan, konuşturandım. insanlara daha bir inanır, hataları görmezden gelmekte hiç zorlanmazdım. kolay affederdim. daha masumdum sanırım o zamanlar.
şimdiyse, sadece şimdi var. daha duyarsız, çok daha ilgisiz, fazlaca odun biri oldum çıktım. sitedeki yazıları okudukça gerçekten psikolojik evrimimi ya da ters evrimimi izleyebiliyorum. sevgi pıtırcığından şirret sürtüğe.. tataam.
daha çok vaktimin, daha doğrusu yazı yazarken geçirdiğim vaktin bende vicdan azabı uyandırmadığı bir gün bunun üzerine uzun uzadıya düşünüp yazarım.
neyse bu yazının sebebi, sessiz bir okuyucunun yorumu oldu. yazılarımdaki kimse burayı okumuyor ön mesajından dolayı sanırım ses vermek ihtiyacı hissetmiş. tenk yü. keşke daha çok sesiniz çıksa da ben de gaza gelsem buraya birşeyler karalamak için. gerçi iş güçten fırsat kalmıyor ama yine de insanın duyuluyor olduğunu bilmesi hoş birşey.
aslında, bu site böyle inanılmaz süprizler yarattı benim için:) hiç tanımadığım biri benim için videolar yapmıştı mesela. ateş, hala okuyor musun acaba buraları?
@KRN, teşekkür ederim asıl ben. sesini duyurduğun için. hulen ağlatacaksınız beni.
bir de aslında ben yine öykü möykü gerilim hikayeleri yazmak istiyorum. duygusal şeylere feci kapattım kendimi bilmem birgün yine yazabilir miyim. keşke, eskisi gibi olabilse herşey, ben, etrafımdaki insanlar, hayat..
göz göre göre duygusala bağladım gece gece.
nasıl başlık ama? çok klişe değil mi? evet. ama ilk söyleyenin ağzını öpeyim ben arkadaş. ne kadar doğru konuşmuş, ne kadar şukela konuşmuş.
bugün annemin tüm umutlarını bağlayarak açtığı dükkanın temeline oturttuğumuz, neredeyse kafamızın üstünde taşıdığımız, evimizde yatırdığımız yedirdiğimiz, borçlarını ödediğimiz, kendimizden çok onun huzuru için tedirgin olduğumuz insan siktirolup gitti! gitti koduğumun karısı.
ben senin için şunu bunu yaptım diyen insandanoldum olası tiksinmişimdir ama haklıymış birader. insanın içine oturuyomuş. götüne kazık mı soktuk da havalandın diyesi geliyormuş. üslubum için kusura bakmayın inanılmaz sinirliyim. hayır bir de işin içinde annemin ekmek teknesi var. kapansa aç kalmayız ama yine de o kadar emek verildi, o kadar masraf yapıldı, uğraşıldı. tam herşey iyi olacak, güzel olacak derken??
3 kuruşluk insana 5 kuruşluk değer verirsen seni o 2 kuruş farka satar demişler. ne kadar doğru demişler. annemin ültimatomu yüzünden arayıp ağzıan yüzüne sıçamıyorum da. burda kendi kendimi yiyorum deli gibi.
hiç duygusal ilişkim, minnet bağım olmamasına rağmen, çalıştığım holding içerisinde iş değiştirmeye kalksam bile müdürüme karşı vicdan azabı duyuyorum ben. ama bu insanlar “yææ bana kredi çek dedim, çekmedin ben bugünden itibaren gelmiyorum hacu” diyebiliyolar. lan manyakmısın? aldığın maaşla götünü zor topluyosun zaten. bi milyon yere borcun var. hangi paranla ödiceksin çektiğim krediyi? sen bunun için kalk sat insanı deli olucam sinirden klavyeyi yicem yaa.
arayıp söylememek için bursaya yazayım;
Nilgün, koduğumun karısı…
yemek yediği kaba sıçan hayvanlardan hiçbir farkın yok gözümde. senin kadar nankör, senin kadar kıymet bilmez, senin kadar şerefsiz insanlarla bir daha karşılaşmamak en büyük dileğim. sana hakettiğinden katbekat fazla değer vermiş olmamızsa bizim kerizliğimiz. dilerim ki -ki benim dilememe kalmayacak sen kendi becerilerin ve o doymak bilmez asalak ailenle bunu gani gani başaracaksın- iki yakan bir araya gelmez.
umarım ki şu hayatta ohh dediğin her anın ardından bir darbe yersin. hiç beklemediğin yerlerden beklemediğin insanlar sana sırtını çevirir. senin bize yaptığının misli mislini görürsün umarım.
off o kadar sinirliyim ki beddua bile edemiyorum!!!!
dipnot. asla insanlara beddua etmem normalde. duaya inanmam zaten. sadece kendimi rahatlatmaya çalışıyorum.
bugün doğum günüm. evet evet teşekkürler. sanki çok okuyan eden varmış gibi.
kendim bile geri dönüp okumuyorum yazılarımı. o yüzden çok bi beklentim yok yani.
bu sabaha kadar 30 yaş!! aman tanrım 29 da ölmek istiyorum!!!! modunda beklediğim bir yaştı. ama bu sabah bi baktım ki. pinnnnggggg!!! 29 oluvermişim. ölmek istemiyorum. yani en azından şu anda.
çünkü!
sanırım artık uyandım!!
olm kimse bana zerre kadar değer vermiyo lan. kendi anam babam dahil olmak üzere herkes beni çok sever görünüp beni bitiriyo ince ince. sürekli benden beklenen bazı görevler var. sahip olmam beklenen nicelikler var. iyi bir evlat, ilgili bir evlat, anlayışlı bir evlat, duyarlı bir evlat, hal hatır soran bir evlat, o gün neler olmuş merak eden bir evlat, sorun çözücü evlat, pratik evlat, elinden iş gelen evlat, namuslu evlat, akıllı evlat, ruhlu!! evlat…
ama dönüp baktımda benim beklentilerim nerde??? hayatımı kendi hayatının önüne koyduğunu sandığım ama sanırım aslında çok büyük bir yalanın penceresinden baktığım bir ailem var. kendi anam babam dahil olmak üzere herkes bencil. herkes kendi gemisini yürütmek için çabalıyor. ve ben napıyorum? beynini siktiğimin malı olarak sürekli özveride bulunuyorum. sürekli beklentileri karşılamaya çabalıyorum. karşılayamadığımı hissettiğim anlarda suçluluk duyuyorum falan?
e hepinizin şu mübarek günde sülalenizi sikeyim o zaman.
30 şahane bir yaşmış arkadaş. yaklaştıkça uyanıyorum.
Bazen öyle bir yumru gelip oturuyor ki boğazımın orta yerine. Konuşamıyorum, ağlayamıyorum, düşünemiyorum, hayal edemiyorum. Beynim felç geçiriyor sanki. Hayat duruyor, herşey önemini yitiriyor, dünya dönmeyi kesiyor. Sadece neden var, yumru var. Nefes yok.
Daha önce detaylı olarak değil ama, yazmıştım Nehir’ i. Annesi Zeynep Hanımı.
Eskisi kadar sık yazmıyordu Zeynep Hanım bloğa. Bir yandan haberlerini alamamak rahatsız etse de, Nehir sağlıklı olduğu için yazmadığını biliyor, mutlu oluyordum. Son yazısı oturttu o yumruyu. Bloğu ilk okuduğumda oturttuğu gibi.
O minicik vücudun dayanmak zorunda kaldığı tedaviler oturttu yumruyu, o güzelim gözlerin cin cin bakışı oturttu, o annenin çabası, dayanma gücü, cesareti oturttu.
Şimdi yeni bir savaş başlıyor onlar için, yeniden.
Bir çoğunuzun inandığı şekilde inanmıyorum tanrıya, ama ruhumun en derinlerine kadar yakarıyorum.
En hafif, en dertsiz, en acısız şekilde atlatsın o minik bu savaşı da. Ne olduğunu hissetmesin bile. Uzun, upuzun sağlıklı bir ömür geçirsin bundan sonra.
Lütfen…
O anne, o baba, o abla, o ailede ki herkes için yeterince güç diliyorum. Bunu da atlatabilmeleri için.
Tanımasam da, beni tanımasalar da en iyi dileklerimle yanlarındayım.
ayıbın yorgan altında olduğu dönemler çoook geride kaldı. artık ayıp bizzat otuma odalarımızda, otobüslerimizde, parklarımızda. belki de yorgan altında kalanlar ayıp olmayan nadir şeylerden biri artık.
insan hayatının kutsallığına inanırım. bir canlı yaptıklarının bedelini, canıyla ödeyemez. ödememelidir. kimin canına kast etmiş olursa olsun, hangi yuvaları dağıtmış olursa olsun, kimlere ne kötülükler yapmış olursa olsun yaptıklarının bedelini canıyla ödemesine karşıyım. bebek katillerini bile bu yolla cezalandırmak bana çok acımazsızca geliyor. ha bu demek değil ki cezasız kalsın, elbette hayır. bir hücrede hayatının geri kalan her saniyesini duvarlara bakarak geçirmeleri, sadece karnı dokayacak kadar yemek yemeleri, hayatın tüm nimetlerinden, eğlencesinden mahrum kalmaları falan suçuna göre değerlendirilip uygun görülebilir.
ama üst katımda oturan hayvanoğlu hayvanlar benim bu hümanistliğimi sınıyorlar. hatta sınadılar, ben sınıfta kaldım. her akşam yatağıma yattığımda, bu ölüm kalım işlerinden sorumlu şahıstan üst kattakilerin canını almasını diliyorum. 2 tane piç kurusu var evde. çocuk felci, otobüs çarpması, balkondan düşme, elektriğe tutulma gibi bilimum kazanın belanın üstlerinde olması için yalvarıyorum. ciyak ciyak bağırıp beynimi siken kadının dilsiz kalması için nasıl bir türk filmi kazası varsa başına gelsin istiyorum. hepsi birden ölsünler istiyorum. Yazının tamamını oku »
böyle mal gibi hissettim kitapları okurken kendimi. çünkü edebi açıdan zerre değer taşımayan, içerik yönünden birşey kazandırmayan, konu yönünden farklı bir şey tattırmayan, sığ ötesi bir seri The Twilight Saga. bildiğin yılış yılış* aşk hikayesi. çeviren de napsın kitaba derinlik kazandıramaz. ama 2. kitabı çeviren rezaletti mesela. umarsız umarsız umarsız yazmış durmuş delirtti beni. neyse işte tüm bu iğrençliklere rağmen ben bu kitapları bırakamadım ya elimden. 6 günde 4 kitap bitirdim manyak gibi. gözlerim pörtledi okucam diye. 4. kitabı bitirdikten sonra internette ilk 12 bölümü bulunan 5 kitabın taslağını da okuyup sonra tekrar ara vermeden 1. kitabı aldım elime. yapıştım resmen kitaplara. böyle okurken de yüzümde eblek bi gülümseme. annem dalga geçti hep:( hatta bu salak kitaplardan birini okurken kedim kaçtı lan!! resmen ilgisizlikten isyan edip kaçtı sanırım hayvan.
ilk filmi 5 kere falan izledim. ciddi ciddi utanıyorum şu yazdıklarımdan ya. niye yazıyosam. sonra gerizekalı gibi gittim 2. filmi sinemada izledim. ergenlerle!!!! liseli genç kızlarla film izlemek ne kabusmuş arkadaş. robert pattison çıktığı zaman böyle iç çekişler felan duydum hep skjfhdkfhsd. ben içimden oyyy analar neler doğuruyo dedim en azından ahahahaha. sonra film molasında önümde giden iki bücürden biri şöyle bişi dedi “edvaağrtın karankteri, ceykopun vücüüüdü” allah benim bin belamı versin ne işim var benim burda dedim. ama sonuna kadar izledim sdjhskfhsdk, film de bok gibiymiş zaten hiç beğenmedim.
bu yazıyı niye yazıyorum böyle utançtan kırıla kırıla? şimdi ilk filmin sanırım görüntü yönetmeniyle ikincisininki farklıymış. şöyle birşey gördüm:

hep eleştirmişler 2. yi kötü kötü diye. neden yahu adamların yüzüne kan can gelmiş ahahahahhaha. o abiyi/ablayı bunların vampir oldukları konusunda bilgilendirseymiş keşke biri. dudaklara bak maşşallah, pekmez içirmişler hep bunlara sdjhsdfhksdh
*yılış yılış: türkçe sözlüğe az önce kazandırdığım bir kelime.
şimdi ben böyle blog dünyasını her ne kadar yakından takip eder gibi yapsam da vuhuuu millet kurdu olmuş. ben anca 3-5 bloğu o da zavallı ben, google-reader’ ın izin verdiği ölçüde takip edebiliyorum.
misal sevgili Renkli Tasarımlar, sizin yeni bir çantanız eklenmişse siteye, reader’ dan haberdar oluyorum ancak resmi göremiyorum. pasaj‘ınıza eklemişseniz pasaj’a bakarak görüyorum. eklememişseniz eve gidene kadar çatlıyorum nasıl bişi acaba diye.:)
bu dip nottan sonra gelelim benim karın ağrıma. nasıl kıskandım, nasıl kıskandım anlatamam. daha önce flickr’ da inside my bag fotolrını görmüş, bakarken çok eğlenmiştim. son zamanlarda bizim yerli malı yurdum malı çantalarının da sergilendiğini görünce keşke dedim ben de yapsam. baktım kimsenin beni mimleyeceği, mumlayacağı yok ezik gibi jksfhsdjk kendi kendimi mimledim arkadaş. sizi mi beklicem alla allaaa. zaten teşhirci ruhum kabarmış!!1
ahanda benim çantam.
fotoğraf tıklaneybıl. büyüyo wooooowwww!!!
Hazır mısın kitle?
1- Eşantiyon nemlendiricim + içinde sizin görmediğiniz bir de güneş kremi var.
2- Tabela yaptıracağımdan milyon tane tabelacının kartviziti var çantada.
3- Evin anahtarları, bi arabam olsaydı onun da anahtarını koyardım sizden mi sakınıcam?
4- Bilimum dudak kremi, ağız spreyi, çok yağlı yüz kremi.
5- Ajanda, telefon defteri, karalama defteri, çizim defteri, hatıra defteri vırt zırt defteri olarak kullanıma uygun, peçete bulamadığımda sayfasını kopartıp elimi sildiğim emektar.
6- Kalemkutu? Bende bilmiyorum neden orda. Bi 3,5 ay önce çıkmış olması lazımdı.
7- Insolance canım, bi tanem.
8- Hayvan kapasiteli harici bellek.
9- Söylemesi ayıptır Bvlgari güneş gözüğüm fhsjkfhdkjfhs.
10- Ebemi öttüren roaccutane.
11- Bozuk paralarım!! Lazım olduğunuzda nerdesiniz la ipneler!!!
12- Sokaklara izmarit atmamak içün mini kapaklı küllük.
13- Geçen takıp çıktığım sonra kulağımı acıttığı için çıkarıp çantama attığım annemin küpeleri. Bi tanesinin çivisi kırılmış .
14- Pastel şeftali allığım. Çok güzel bi rengi var.
15- Este Lauder Pembiş allığım.
16- Avon allık fırçası canım, bi tanem.
17- Gözüme sürüp sürüp sonra pişman olduğum bilimum siyah göz kalemim.
18- Lancome Hypnose siyah rimel. Pek güzel.
19- Kendiminkini bozduğumdan el koyduğum annemin creative mp3 playerı.
20- Kartvizitliğim.
21- Anneler gününde anneme aldığım kullanmadığı için bana kalan cüzdanım canım, bi tanem.
22- Aradığımda bi tanesini bile bulamadığım bi dolu toka.
23- Maviş Mango şemŞiyem canım, bi tanem.
24- Bunlar çantada diildi ya yannışlıkla numaralamışım dfhskdfhksjfh..