korku..
telefonun sesine uyandım. hala rüya görmekteyim diye düşündüm. ama öylesine gerçekti ki havanın kokusu. hani olur ya düş görüp gerçek olmadığını bilmek vardır. bu öyle değildi. anlamsız bir şekilde sürekli sızlayan tırnaklarımı yokladım acaba yerlerindeler mi diye. az önce görmekte olduğum korkunç kabusun kalıntısı psikolojik bir sızlama olmalıydı bu.
çıldırdığımı düşündürecek derecede çirkin birinden kaçmaya çalışırken ellerimle toprağı kazıyordum. sonra birden yaratık çığlıklar atarak toprağa karıştı. sonra telefon. uyanmışım. bu saatte kim arar diye düşündüğümü hatırlıyorum. elimi başucundaki lambaya uzattım ama elektrikler kesikti.
el yordamıyla kulaklarıma güvenerek yatağın içinde olduğunu tahmin ettiğim telefonu bulmaya çalıştım. ilk önce garip yumuşak pelte gibi bir şeye değdi elim anlam veremedim ama biraz daha çaba harcayınca dehşet içinde yatakta yalnız olmadığımı fark ettim. yatağımın içinde dizlerinin üzerinde oturmuş telefonumu ellerinin içine almış biri vardı. çığlığım boğazımda düğümlendi haykıramadım. ışığı yakmayı çaresizce birkaç defa daha denedim ama başaramadım.sakin olmalıydım konuşmadan elimi eline doğru uzattım telefonu almak için. telefon çalmaya devam ediyor. telefonu açıp imdat diye bağırmak istiyorum ama ikisini de yapabilecek cesaretim yok elim havada öylece kalıyorum.
hissettiğim korkuyu yatıştırmak istercesine sakin bir sesle konuşmaya başlıyor.
…………………………………………………………………………….
" korkma. bir elimde telefonun diğer elimdeyse içinde şerbet olan bir bardak var. eğer telefonu tercih edersen senin de benimde hiç hoşlanmayacağımız şeyler olabilir. bunları sana açıklayıp daha da korkutmak istemiyorum.
diğer elimdeki şerbeti tercih edersen- ki günlük hayatta içtiğin şerbetlerden kimyasal olarak hiçbir farkı yok- en son toprağa karışarak haykıran bir yaratık olarak sadece kötü bir rüya olurum. sabah kalktığında telefonun çaldığını bile hatırlamadan uyanır ve normal biri olarak hayatını sürdürürsün.
şimdi seçimini yap. fazla vaktin yok. iyi düşün.”
……………………………………………………………………………..
kan beynime sıçradı. şu anda karşımda oturup konuşan, korkudan nerdeyse altıma kaçırmama sebep olabilecek kişi ev anahtarımı verdiğim şapşal arkadaşlarımdan biriydi. çok basit bir numaraydı bu. daha geçenlerde bu konuda oturup sohbet etmiştik. çok bildik sık duyduğum bir şehir efsanesiydi bu. biri gelir şerbet içer misin der, şerbeti seçersen sorun olmaz ama seçmezsen yeraltından çıkıp gelen korkunç bir yaratığa dönüşürsün.
aklıma başucumda duran deprem fenerim geldi. karanlığa doğru sinsice sırıttım. benle oyun oynamak demek.
elimi yavaşça telefonu tutan eline doğru uzattım. pütürlü iğrenç ele dokundum. oldukça başarılı bir çalışmaydı son derece gerçekçiydi. içimden tebrik ettim karşımda oturan zavallıyı. dersini iyi çalışmıştı ama beni çokta iyi tanıyamamış demek ki. telefonu tutan parmakları yavaşça açtım. bu duruma canı sıkılmıştı ama heyecanlandığını da hissediyordum. bir anlık dalgınlıkta faydalanıp feneri elime aldım ve yaktım.
…………………………………………………………………………….
artık bambaşka biriyim. arkadaşlarımın şakasının kurbanı değil gerçek bir efsanenin seçilmiş oyuncularından biriyim artık. aslında yeni halimden şikayetçi olduğumu söyleyemem. hayat fazlasıyla yavanlaşmıştı son zamanlarda.
şimdilerde yanında stajyer gibi dolaştığım ustamla beraber şerbet dağıtıyoruz. ustam kumo yakında tek başıma dolaşabileceğimi söylüyor.
insani duygularımın çoğundan arınmış olsam da elimde olmadan kibirleniyorum. çünkü ben seçilmişlerden biriyim.
ve çok yakında sizden birini seçebilirim…