saat 03:00

Yarı karanlık boş bir odada yerde debelenirken buldum kendimi.derin bir uykudan uyanmış gibi biraz mahmurluk var üzerimde. Sol gözümle dudaklarımda bir sızı. Etrafıma çarpa çarpa düğmeyi buluyorum. Işığı açmamla gözlerim acıyor. Ağzım sudan çıkmış bir balık gibi sessiz sessiz açılıp kapanıyor. Çığlıklar atıyorum aslında ama ses tellerim sanki başkasına aitmiş gibi beynimin verdiği komutlara uymuyor.

Bir anda hiçbir şey olmamış gibi sakinleşiveriyorum. Bir yerlere yetişecektim sanki. Birileri bekliyordu beni. Acelesiz ağır hareketlerle banyoya gidiyorum. gözümle burumun birleştiği yerde kocaman bir yarık var. Kanamaktan usanmışta kurumuş gibi öylece duruyor suratımın orta yerinde anlamsızca. Dudağımın bir tarafı patlamış. Hafızamı zorlamıyorum hiç neler olmuş bana böyle diye. Sanki bu bilinmezlikte huzur buluyorum. Havluyu ıslatıp bastırarak acıtarak temizliyorum yüzümü gözümü. Suya sabuna dokunmadan çıkıyorum banyodan. Eski püskü olmasına şaşırdığım bir t- shirt geçiyor elime. Üstümü değiştirirken vücudumdaki bereleri fark ediyorum. Kollarım morarmış. Görmemle acıyı hissetmem bir zamana denk geldi hissediyorum zonklayan etimi. Bir çantaya birkaç ıvır zıvır tıkıp çıkıyorum dışarıya.

Duyularıma inanamadan yürüyorum bir terslik var biliyorum ama çevremdeki garipliği anlayamıyorum. Yol boyunca ağaçların kimi devrilmiş kimiyse sanki koskocaman bir el onları çekip çıkarmış gibi geride boşluklarını bırakıp yok olmuşlar.

Yolun kimi yerlerinde parkeler dağılmış kırılmış. Vitrinler darmadağın camları tuzbuz olmuş. Acaba uzaylılar dünyayı ziyaret mi etti diye düşünüp gülüyorum kendi kendime. Yürüyorum, koşuyorum, duruyorum, koşuyorum, yürüyorum. Nereye gittiğimi bile bilmiyorum. Ne yana gitsem bir gariplik. İnsanlar sanki birşeyden saklanır gibi yok olmuş. Birkaç kedi ve benden başka canlı hayata dair bir şey yok ortalarda.

Neden sonra soluduğum havada bir yabancılık fark ediyorum. Pis derelerin üzerindeki köprülerden geçerken duyacağınız türden bir koku. Midem bulanıyor. Uzaklaşmaya çalıştıkça daha çok içine batıyorum kokunun. Nereye gitsem aynı pislik. Sonra evde kendime  geldiğimden beri aynı havayı soluduğumu fark ediyorum, ağlıyorum.

Olduğum yere çöküp neredeyse uluyarak ağlıyorum.

*****************************************************************

Kendimdeyim ama gözlerimi açmaya nefes almaya korkuyorum. Nefessizlikten boğulur gibi olunca mecburen havayı içime çekiyorum. Ama beklediğimin aksine temiz hava gidiyor ciğerlerime.yavaş yavaş gözlerimi açıyorum. Işık … beyaz bir tavan…kapı yanında bir sandalye… başucumda serum şişesini görünce anlıyorum hastahanedeyim. Korkuyorum. Hafızamdaki herşey karalık.

Beyaz üniformasından hemşire olduğunu anladığım bir kadın giriyor odaya. Anneme benzetiyorum. Herşey tüm çıplaklığıyla gözlerimin önüne geliyor. Hatırlıyorum.

Beni yolda ağlamaktan baygın düşmüş halde bulup getirdiler buraya. Neredeyse 13 gündür burdayım. Ara ara kendime gelip ağlamaya başlayınca verilen sakinleştiricilerle tekrar uyutuldum.

Daha gerilerden tekrar o pis koku geliyor burnuma. İrkiliyorum. Çürümüş et kokusu. Yıkılan evlerin altından, kırık vitrinlerin ardından geliyor. Ağaçlar yerin altına girmişlerdi o yüzden yoktular.

Evimiz garipti çünkü kapısı yanlış taraftaydı. Yola bakacakken arka bahçeye çıkıyordum kapıdan.

Etrafıma çarpa çarpa düğmeyi buldum. Işığı açmamla gözlerim acıdı. Ama ışıktan değil. Ağzım sudan çıkmış bir balık gibi sessiz sessiz açılıp kapandı. Çığlıklarımı duyamadım çünkü kendimde değildim. Annemin ve babamın ezilmiş bedenleri vardı çünkü karşımda.

Bir yerlere yetişmeye çalışıyordum çünkü eve geç kalmıştım. Annem babam meraktan ölmüş olmalıydılar.

Ben iyiydim çünkü  saat 03:00 da hala uyanıktım.
Ben iyiydim çünkü saat 03:00 da hala ayaktaydım.
Ben iyiydim çünkü saat 03:00 da eve geç kalmıştım.

Tarih 17 ağustos 1999 du.

Saat 03:00 dü…….

Gölcükteydim…….

“saat 03:00” için 2 Yorum

  1. firat diyor ki:

    oldukca ilginc, guzel bir tarziniz var. bu yazilar. yayinlanmayi hakediyor, kesinlikle.

  2. sunasan diyor ki:

    teşekkür ederim.

Yorum Yapın