yepisyeni.
Cumartesi, 30 Aralık 2006yavaş yavaş keseliyorum eskilerimi. pul pul dökülüp tertemiz bir ten hazırlıyorum sana.
yavaş yavaş keseliyorum eskilerimi. pul pul dökülüp tertemiz bir ten hazırlıyorum sana.
kimselere göstermediğim bir yüzüm daha var. hep geçmişe bakan. ve ben nefret ediyorum ondan.
kapı, ışık, duvar…
masa, sandalye, klavye…
anahtar yok.
sigara var, çakmak yok.
kağıt var, kalem yok.
fiş var, piriz yok. (devamı…)
uzak diyarlardan sevdiceğin yolladığı anti-virüs programı kurulur. yeniden başlat aşamasından sonra kanka’dan gelen yemek davetine karşı konulamaz. oh oh maşallah nidaları eşliğinde bilgisayar açık, monitör kapalı vaziyette bırakılarak evden çıkmaya hazırlanılır. tam o esnada teknoloji harikası baba salondan seslenir…. (devamı…)
günaydın koca dünya! sonsuz uyuma isteğimi bastırark sana koskoca bir gülücükle bakıyorum bu sabah. nedendir bilinmez artık kendi kendimi bıyık altından sana bakıp gülerken yakalıyorum. sonra daha güçlü bir gülme isteği kaplıyor içimi. bastırıyorum yüzüme yansıyan volkanlarımı. sorumluluk ve ciddiyet maskemi takıp günlük yaşantıma devam ederken yeni bir gülüşe kadar rolümü oynuyorum. içim gülüyor kaydırakta kayan çocuklar misali. ama sana göstermiyorum. (devamı…)
sonsuz yollarda yürüyor gibiyim yorulmadan. pembe papuçalarımı giydim sekerek ilerliyorum. öylesine büyük bir tebessüm var ki içimde hayata karşı yüzüme yansıyor.
şaşırıyorsunuz beni görünce. bende şaşırıyorum aslına bakarsanız. bu kadar kolaymıydı mutlu olmak hep? ben mi fark edemedim bugüne kadar yoksa birşeyler mi değişti? bu kadar azı hep yetebilir miydi daha önceleri yoksa ben mi daha kanaatkâr biri olup çıktım sonunda. (devamı…)
telefonun sesine uyandım. hala rüya görmekteyim diye düşündüm. ama öylesine gerçekti ki havanın kokusu. hani olur ya düş görüp gerçek olmadığını bilmek vardır. bu öyle değildi. anlamsız bir şekilde sürekli sızlayan tırnaklarımı yokladım acaba yerlerindeler mi diye. az önce görmekte olduğum korkunç kabusun kalıntısı psikolojik bir sızlama olmalıydı bu.
çıldırdığımı düşündürecek derecede çirkin birinden kaçmaya çalışırken ellerimle toprağı kazıyordum. sonra birden yaratık çığlıklar atarak toprağa karıştı. sonra telefon. uyanmışım. bu saatte kim arar diye düşündüğümü hatırlıyorum. elimi başucundaki lambaya uzattım ama elektrikler kesikti. (devamı…)
Soğuk florasan ışığı yüzüden gözlerim kapalı olmasına rağmen uyanıyorum. Hızla giden trenin tenha bir vagonundayım. Benim dışımda 5 kişi daha var. Göz ucuyla bana baktıklarını hissediyorum. Camdan yüzlerini takip ediyorum. Evet bana bakıyorlar. Bundan o kadar eminim ki. Birini kestiriyorum gözüme. Onunda gözleri bende. Ama onu gördüğümün farkında değil. Öylesine büyük bir açlıkla bakıyor ki bana ürperiyorum. Kafamı aniden ona çeviriyorum. Ne kadar çabuk değiştirmiş bakışlarının yönünü. Uzun uzun süzüyorum. Baştan ayağa. Ayakkabıları leş gibi. Üstü başı sanki yerlerde yuvarlanmışçasına toz kaplı. Sanki az önce dakikalarca yüzüme bakan o değilmiş gibi bakışlarımdan rahatsız oluyor.Hatta bir ara pişkin pişkin suratıma bakıyor ne bakıyorsun der gibi. Aldırmıyorum.