belki bir gün özlersin..
gözlerini arıyor şimdi gözlerim, bakışlarının değdiği heryer yanıyor. az önce gözlerim tutuştu. dokunduğun herşey bambaşka geliyor gözüme, şimdi daha bir cansız. dudaklarım konuşmuyor artık, gözlerim görmüyor, bomboş çizgili kağıtlarım. safi sen olmuşum ben şimdi.
gittin..
bir başıma. son kez öpüp yanağımdan, çıktın gittin. öylesine kalakaldım ki ardından. öyle çıplak, öyle üşümüş.
şimd,i baktığımda çıkıp gittiğin şu odaya, soluduğum hava ne çok sen kokuyor. dudaklarının değdiği fincan ne çok ellerin gibi duruyor. başını yasladığın yastık ne çok almış yüzünün şeklini. üstümü örttüğün pike saçların olmuş sarıyor. bak ayna nasılda hala sakin uyuyan suretinde takılı kalmış, açık radyodan gelen müzik ne kadar sesin olmuş. banyodaki köpükleri daha kurumamış sabun ne kadar yumuşak, tenin gibi. ışıklar ne de çok benziyor saçlarının rengine. işte bak, şu samur halının teması ne kadar çok senin dokunuşun olmuş.
birazdan, bende senin ardından çıkıp gideceğim bu odadan. seni, beni.. ardımda yalnız bırakarak.
serin, tuzlu, ıslak deniz havasını öyle bir çekeceğim ki içime, ayrılığın tadını ciğerine kadar tatsın bu vücut. yavaş yavaş yürüyeceğim iskeleyi, adımlarının izini bulmak ister gibi. korkuluklarda gezdireceğim ellerimi, belki ellerinin sıcaklığını bulurlar diye.
köpük köpük aşarken boğazı bir ucundan bir ucuna, senin sesini duyabilmek için dinleyeceğim denizi. ve senin gözlerini görmek umuduyla bakacağım masmavi gökyüzüne. o pamuk bulutlar ellerin olacak, deniz sesin, gökyüzü gözlerin olacak.
sonra.. ben de senin ardından terkedeceğim bu şehri. seni, beni.. İstanbul’ la başbaşa bırakarak.
yolların çizgileri, lambaların ışıkları ardı ardına takip ederken birbirini, serin, tuzlu, ıslak havayı da ardımda bırakacağım. senin gibi, onu da özleyeceğimi bilerek.
ve senden sonra, senden daha acımasız, bir de ben terk edeceğim kendimi.
13 Ocak 2008, 14:34 tarihinde
Keşke böyle müthiş şeyler yazmak için acı gerekmeseydi…
19 Ocak 2008, 13:07 tarihinde
“müthiş” yorumun için teşekkür ederim, abartmayalım. acıya gelince, hiç bir acı baki kalmıyor.hatta bazen yazabilmek için acıya gerek duyulmuyor.
.acılardan almıyor çoğu zaman kalem gücünü, anılardan alıyor.
26 Ocak 2008, 12:37 tarihinde
Anılar herzaman acılardan oluşur. Çünkü iyi şeyler unutulur…
26 Ocak 2008, 23:18 tarihinde
yanılıyorsunuz. en azından kendi adıma böyle olmadığını söyleyebilirim. bilakis daha çok iyi şeyleri hatırladığımdan affedebiliyorum herkesi.
10 Şubat 2008, 11:41 tarihinde
Affetmek … Kendinizi affedebiliyor musunuz mesela?
10 Şubat 2008, 23:14 tarihinde
hatalarla günahları karıştırmamak gerekir, ki affedemeyeceğim günahım yok. hatalarım içinse, kendimi affetme/affetmeme mukayesine girecek kadar değer vermedim kimseye.
02 Temmuz 2008, 21:27 tarihinde
hata ve günah kavramları birbirinden farklıdır.. affetmek ALLAH’a mahsustur
04 Temmuz 2008, 20:00 tarihinde
bu da bir bakış açısı tabi..
23 Temmuz 2008, 14:45 tarihinde
sunasan istanbul a gelsene
02 Ağustos 2008, 08:49 tarihinde
keşkeee. ama artık çok zor gözüküyor.
08 Aralık 2009, 10:48 tarihinde
Çok hoş olmuş gerçekten.