Mart 2010 için arşiv

17′lik ergen ruhumu seviyorum!! sevdiğim tek ergen kendimim!!!!

Cumartesi, 27 Mart 2010

böyle mal gibi hissettim kitapları okurken kendimi. çünkü edebi açıdan zerre değer taşımayan, içerik yönünden birşey kazandırmayan, konu yönünden farklı bir şey tattırmayan, sığ ötesi bir seri The Twilight Saga. bildiğin yılış yılış* aşk hikayesi. çeviren de napsın kitaba derinlik kazandıramaz. ama 2. kitabı çeviren rezaletti mesela. umarsız umarsız umarsız yazmış durmuş delirtti beni. neyse işte tüm bu iğrençliklere rağmen ben bu kitapları bırakamadım ya elimden. 6 günde 4 kitap bitirdim manyak gibi. gözlerim pörtledi okucam diye. 4. kitabı bitirdikten sonra internette ilk 12 bölümü bulunan 5 kitabın taslağını da okuyup sonra tekrar ara vermeden 1. kitabı aldım elime. yapıştım resmen kitaplara. böyle okurken de yüzümde eblek bi gülümseme. annem dalga geçti hep:( hatta bu salak kitaplardan birini okurken kedim kaçtı lan!! resmen ilgisizlikten isyan edip kaçtı sanırım hayvan.

ilk filmi 5 kere falan izledim. ciddi ciddi utanıyorum şu yazdıklarımdan ya. niye yazıyosam. sonra gerizekalı gibi gittim 2. filmi sinemada izledim. ergenlerle!!!! liseli genç kızlarla film izlemek ne kabusmuş arkadaş. robert pattison çıktığı zaman böyle iç çekişler felan duydum hep skjfhdkfhsd. ben içimden oyyy analar neler doğuruyo dedim en azından ahahahaha. sonra film molasında önümde giden iki bücürden biri şöyle bişi dedi “edvaağrtın karankteri, ceykopun vücüüüdü” allah benim bin belamı versin ne işim var benim burda dedim. ama sonuna kadar izledim sdjhskfhsdk, film de bok gibiymiş zaten hiç beğenmedim.

bu yazıyı niye yazıyorum böyle utançtan kırıla kırıla? şimdi ilk filmin sanırım görüntü yönetmeniyle ikincisininki farklıymış. şöyle birşey gördüm:

 twaytayt

hep eleştirmişler 2. yi kötü kötü diye. neden yahu adamların yüzüne kan can gelmiş ahahahahhaha. o abiyi/ablayı bunların vampir oldukları konusunda bilgilendirseymiş keşke biri. dudaklara bak maşşallah, pekmez içirmişler hep bunlara sdjhsdfhksdh 

*yılış yılış: türkçe sözlüğe az önce kazandırdığım bir kelime.

MİM MUM?

Cuma, 26 Mart 2010

şimdi ben böyle blog dünyasını her ne kadar yakından takip eder gibi yapsam da vuhuuu millet kurdu olmuş. ben anca 3-5 bloğu o da zavallı ben, google-reader’ ın izin verdiği ölçüde takip edebiliyorum.

misal sevgili Renkli Tasarımlar, sizin yeni bir çantanız eklenmişse siteye, reader’ dan haberdar oluyorum ancak resmi göremiyorum. pasaj‘ınıza eklemişseniz pasaj’a bakarak görüyorum. eklememişseniz eve gidene kadar çatlıyorum nasıl bişi acaba diye.:)

bu dip nottan sonra gelelim benim karın ağrıma. nasıl kıskandım, nasıl kıskandım anlatamam. daha önce flickr’ da inside my bag fotolrını görmüş, bakarken çok eğlenmiştim. son zamanlarda bizim yerli malı yurdum malı çantalarının da sergilendiğini görünce keşke dedim ben de yapsam. baktım kimsenin beni mimleyeceği, mumlayacağı yok ezik gibi jksfhsdjk kendi kendimi mimledim arkadaş. sizi mi beklicem alla allaaa. zaten teşhirci ruhum kabarmış!!1

ahanda benim çantam.

fotoğraf tıklaneybıl. büyüyo wooooowwww!!!

  insayt ma beg 

Hazır mısın kitle?

1-      Eşantiyon nemlendiricim + içinde sizin görmediğiniz bir de güneş kremi var.

2-      Tabela yaptıracağımdan milyon tane tabelacının kartviziti var çantada.

3-      Evin anahtarları, bi arabam olsaydı onun da anahtarını koyardım sizden mi sakınıcam?

4-      Bilimum dudak kremi, ağız spreyi, çok yağlı yüz kremi.

5-      Ajanda, telefon defteri, karalama defteri, çizim defteri, hatıra defteri vırt zırt defteri olarak kullanıma uygun, peçete bulamadığımda sayfasını kopartıp elimi sildiğim emektar.

6-      Kalemkutu? Bende bilmiyorum neden orda. Bi 3,5 ay önce çıkmış olması lazımdı.

7-      Insolance canım, bi tanem.

8-      Hayvan kapasiteli harici bellek.

9-      Söylemesi ayıptır Bvlgari güneş gözüğüm fhsjkfhdkjfhs.

10-   Ebemi öttüren roaccutane.

11-   Bozuk paralarım!! Lazım olduğunuzda nerdesiniz la ipneler!!!

12-   Sokaklara izmarit atmamak içün mini kapaklı küllük.

13-   Geçen takıp çıktığım sonra kulağımı acıttığı için çıkarıp çantama attığım annemin küpeleri. Bi tanesinin çivisi kırılmış .

14-   Pastel şeftali allığım. Çok güzel bi rengi var.

15-   Este Lauder Pembiş allığım.

16-  Avon allık fırçası canım, bi tanem.

17-   Gözüme sürüp sürüp sonra pişman olduğum bilimum siyah göz kalemim.

18-   Lancome Hypnose siyah rimel. Pek güzel.

19-   Kendiminkini bozduğumdan el koyduğum annemin creative mp3 playerı.

20-   Kartvizitliğim.

21-   Anneler gününde anneme aldığım kullanmadığı için bana kalan cüzdanım canım, bi tanem.

22-   Aradığımda bi tanesini bile bulamadığım bi dolu toka.

23-   Maviş Mango şemŞiyem canım, bi tanem.

24-   Bunlar çantada diildi ya yannışlıkla numaralamışım dfhskdfhksjfh..

 

anammm

Cuma, 26 Mart 2010

sonunda ağzı yüzü kaymadan yazıları gösteren, insanın içini baymayan renklere satip bir tema. yuppi!!!

aman bir şen, bir şen sormayın gitsin!!

Cuma, 26 Mart 2010

kim şen?

tabiy ki ben ayol kim olacak:)))

neden?

sitede benden ve zorla siteye baktırdığım bikaç kişi dışındakilerin de yorumları varda ondan skfhdfsfhskdf

şimdi normalde de beni tanıyan bazı arkadaşlarım tam bir domesticus kadınus olmaya başladığımı düşünebilir. külliyen yalan. bi kere o özellikler “anne” olduktan sonra kendiliğinden gelen şeyler. ben hala hafif kırık, sağı solu pek belli olmayan, tutarsız, garip insanım!! (devamı…)

saplantılı aşklar, saplantılı arkadaşlıklar…

Çarşamba, 24 Mart 2010

Neyse ki hayatımın hiçbir döneminde böyle sapık gibi, acayip takıntılı acayip kıskanç bir sevgilim olmadı. Ben de hiçbir zaman arızaya baglayacak kadar kıskanmadım kimseyi. Ne kadar seversem seveyim, kisisel alana saygım var. Paranoyak olmadıgımı söylemiyorum. Sevgilim beni 2 gün aramasa kafayı yerim. Azıcık ilgisiz davransa aklımdan 44bin tane hikaye gecer. Ama adamın arkadaslarıyla gezip tozmasına icip sıcmasına da karısacak degilim. Benim onunla özel alanımdan calmıyorlarsa istediklerini yapsınlar. Aynı hosgörüyü kendi alanıma da isterim. Manyak manyak davranmasın sevgilim, benim onsuz geçirecegim 3-5 nefes molasına göz dikmesin, benim de bir kadın oldugumu ve kızkıza takılıp milletin asna fisnesini konusmayı zaman zaman ne kadar eglenceli bulabilecegimi unutmasın isterim.
Saplantılı aska örnek veremeyecegim, ki nerden bileyim arkadasım milletin saplantılı askını halla hallaaaa.
Benim derdim daha çok saplantılı arkadaslıklar.
Deli oluyorum.
(devamı…)

Ayten Kuaför & Güzellik Merkezi

Çarşamba, 24 Mart 2010

sdjfhskjfhsdkhfksdhfk. çok komik isim oldu ama anneme söyleyemiyorum kızar diye.

işte tükkanın fotoğrafları, henüz tabelamız olmadığından tabelamızın fotoğrafı yok. çok mantıklı diy mi jkhdkdhfskdf.

not: şerif bu fotoğrafta tarih ne pis bişimiş arkadaşım.

 100_0618.jpg

 100_0614.jpg

 100_0606.jpg

 100_0610.jpg 

 yikama.JPG

sabah’ tan akşam’ a revolution

Çarşamba, 24 Mart 2010

böyle yarısı türkçe yarısı ingilizce şeylere de tilt olurum ama revolution’ a matrix’ den beri hastayım. elimden gelse her yere revolution yazıcam. lakin huy-karakter olarak -ne kadar çok istesem de- henüz bir değişime, devrime uğramış değilim.

her sabah kalkıyorum, BUGÜN ÇOOOO’ZEL BİGÜN OLACAK DIRIRIM DIRIRIM deyu yataktan, gün içinde bi milyon tane site geziyorum, o DIY projeleri beni benden alıyor, malzeme olsa elimde dakkasında şakıtıcam masanın altında. silikon tabacasıyla harikalar yaratıcam, epi topu 20 cm’lik dikiş makinamla yatak örtüleri, etekler, kabanlar dikicem, masanın ayaklarından başlayıp kıl testereyle kese kese kutular, bardak altlıkları yapıcam, fimodan kendime kedi yapıcam, örgüden kazaklar örücem o derece bir enerji patlaması, o derece yaratıcılık. becerebilsem kumaş bile dokucam yani o derece. böyle iğrenç bir türkçeyle yazdığımı farkettim ama affedin zira geldi gelenler, bu yazıyı şimdi yazdım yazdım 10 dakka sonraya bırakırsam hem unuturum hem üşenirim… (devamı…)

ben bu yaz…

Cumartesi, 20 Mart 2010

kendimle barışık olmak istiyorum,

yalnız bile olsam neşeli olmak istiyorum,

huzur dolup taşmak istiyorum,

yeni yeni insanlarla tanışmak istiyorum, (devamı…)

ah bu ben

Perşembe, 18 Mart 2010

uzun zamandır buraya hiç bişey yazasım yok. çoğu zaman hiç bir yere birşey de yazamıyorum zaten artık.

şöyle üstün körü bile anlatmaya kalksam yaşımı, yaşadıklarımı ohooo burdan köye yol olur.

- iş düne kadar iyiydi. dünden sonra bir daha iyi olur mu bilmiyorum-

- hayat? işte onu hiç bilmiyorum. belki çok demode olacak ama günler, aylar, yıllar nasıl geçiyor anlamıyorum. hayat resmen ben ot ot dolanırken, parmaklarımın arasından akıp gidiyor. blog okuyorum son zamanlarda sık sık. google reader sağolsun,  explorer da açamadığım çok şeyi onun sayesinde takip edebiliyorum. neyse işte blog okuyorum, ben yaşlarda, benden biraz daha küçük, benden az büyük, çok büyük, pihuuu çok çok büyük bir sürü kadının kaptıklarını, yazdıklarını okuyorum. kimisi için üzülüyorum, kimisi için umut duyuyorum, hiçbiri beni tanımıyor ama hepsi için içten içe bir duygu besliyorum. en delisinden, en yaratıcısına kadar. en maharetlisinden, en beceriksizine kadar. pek çoğuna özeniyorum, imreniyorum yaşadıkları hayata, o hayata tutunuş biçimlerine, kendilerine vakit ayırabilmelerine, vakitleri olduğunda kendilerine güzel şeyler yapabilmek için buldukları enerjiye. (devamı…)