sabah’ tan akşam’ a revolution

böyle yarısı türkçe yarısı ingilizce şeylere de tilt olurum ama revolution’ a matrix’ den beri hastayım. elimden gelse her yere revolution yazıcam. lakin huy-karakter olarak -ne kadar çok istesem de- henüz bir değişime, devrime uğramış değilim.

her sabah kalkıyorum, BUGÜN ÇOOOO’ZEL BİGÜN OLACAK DIRIRIM DIRIRIM deyu yataktan, gün içinde bi milyon tane site geziyorum, o DIY projeleri beni benden alıyor, malzeme olsa elimde dakkasında şakıtıcam masanın altında. silikon tabacasıyla harikalar yaratıcam, epi topu 20 cm’lik dikiş makinamla yatak örtüleri, etekler, kabanlar dikicem, masanın ayaklarından başlayıp kıl testereyle kese kese kutular, bardak altlıkları yapıcam, fimodan kendime kedi yapıcam, örgüden kazaklar örücem o derece bir enerji patlaması, o derece yaratıcılık. becerebilsem kumaş bile dokucam yani o derece. böyle iğrenç bir türkçeyle yazdığımı farkettim ama affedin zira geldi gelenler, bu yazıyı şimdi yazdım yazdım 10 dakka sonraya bırakırsam hem unuturum hem üşenirim…

sonra öğle yemeği yiyorum bi sigara içiyorum. o benim vintage toz pembeli mavili perilerim gidiyo yerinde geliyo iki ton ağırlığında iki obez peri. oturuyo göz kapaklarımın üzerine. allaam nasıl bir ağırlık, nasıl bir miskinlik çöküyor üzerime. gözümü açamıyorum. işte olmasam resmen tosur tosur uyucam. gözlerim kapanıyor, üzerime tatlı bi uyku hali çörekleniyor. gidiyor o enerjik suna geliyor yaşayan ölü suna. sonra hemen bi kahve yapıyorum kendime az sütlü, açıyorum gogol bordello’ yu:) saat 3,5′ a doğru insana benzemeye başlıyor bu bünye. uyanıyorum. wuuuu… RÖNESANS resmen. hemen toparlıyorum kaportayı. tekrar enerjim yükseliyor, yükseliyor, yükseliyor. sabah ki pek sağlıklı olmayan deli enerjisi kadar olmasa da, gidip desen desen poplinler alıp eve koşmamak için zor tutar oluyorum kendimi.

mesai bitiyor. serviste coşum oluyorum. şakalar, kahkahalar… sonra annemin tükkanına gidiyorum ki üşenmezsem bugün makinadaki tükkanın fotoğraflarını atmayı planlıyorum bilgisayara, yine üşenmezsem siteye de eklerim herhalde. -ya bu üşengeçlik benim acayip verimsiz, gereksiz binsan olmamın baş ve tek sebebi nasıl kurtulucam bilmiyorum:( -tükkanda enerji azcık azalmış olmasına rağmen devam ediyor. saçlar yapılıyor, makyaj tazeleniyor.. eve gidiş yolu başlıyor.

otobüs beklemek işkence, çünkü ayaklarım üşüyor hep. eve gittiğimde ayaklarımın altına keçe silikonlamayı hayal ediyorum bu bekleyiş esnasında. polar çorapları 12 kat üstüste giymeyi planlıyorum beklerken. beklerken pazen pijama dikip sıcacık sıcacık giymeyi planlıyorum. beklerken sıcacık banyolar, köpük köpük mis gibi sıcacık küvetler geçiyor aklımdan. ne kadar çok beklerken yazdım di mi? çünkü o kadar çok bekliyoruz anasını satim:( gelmiyo saatinde otobüs, ya da biz panikle erken çıkıyoruz dükkandan. çok panik haldeyiz son zamanlarda, hiçbir işi düzgün yapamaz olduk şu panik yüzünden.

neyse otobüs hazretleri teşrif ediyor sonunda. sıcak oluyor genelde içi. aman bir mayışıyorum, bir mayışıyorum ki sormayın gitsin. evden biraz aşağıda iniyoruz otobüsten. yokuş yukarı sıcak otobüsten inip buz gibi mahalle havası yüzümüzü ve totomuzu dondururken yürüyoruz pıtır pıtır. enerji? ne enerjisi canım çıkmış oluyor. eve girip televizyonun karşısına bir atıyorum ki kendimi, koltuk kayıyor kazandırdığım ivmeden.

dikiş makinası bana bakıyor, ben bihter’e bakıyorum, silikon tabancası bana bakıyor, ben hayriyaanıma bakıyorum, kutudaki keçeler-kumaşlar bana bakıyor, ben savaş’la yasemin’ e bakıyorum, örgü yünlerim bana bakıyor, ben artık hiçbişeye bakamaz oluyorum. ağzım burnum kaymış vaziyette uyuyorum koltukta.

evet farkettiyseniz artık bütün dizileri izler oldum. bi yandan allah kahretmesin bi kitap alayım elime de okuyayım bu ne anasını böyle ya diyorum, bi yandan reklamların bitmesini bekliyorum.

 

böyle acayip bombok bi hayatım olmuş şimdi yazdıklarımı düşününce:((

hayır bu kadar çalışıyorum hayvan gibi para da kazanmıyorum ki. hala kredi kartları son ödeme gününde ödenmiyo ona yanıyorum.

Yorum Yapın