delirmek için nedene ihtiyacım yok!

ayıbın yorgan altında olduğu dönemler çoook geride kaldı. artık ayıp bizzat otuma odalarımızda, otobüslerimizde, parklarımızda. belki de yorgan altında kalanlar ayıp olmayan nadir şeylerden biri artık.

insan hayatının kutsallığına inanırım. bir canlı yaptıklarının bedelini, canıyla ödeyemez. ödememelidir. kimin canına kast etmiş olursa olsun, hangi yuvaları dağıtmış olursa olsun, kimlere ne kötülükler yapmış olursa olsun yaptıklarının bedelini canıyla ödemesine karşıyım. bebek katillerini bile bu yolla cezalandırmak bana çok acımazsızca geliyor. ha bu demek değil ki cezasız kalsın, elbette hayır. bir hücrede hayatının geri kalan her saniyesini duvarlara bakarak geçirmeleri, sadece karnı dokayacak kadar yemek yemeleri, hayatın tüm nimetlerinden, eğlencesinden mahrum kalmaları falan suçuna göre değerlendirilip uygun görülebilir.

ama üst katımda oturan hayvanoğlu hayvanlar benim bu hümanistliğimi sınıyorlar. hatta sınadılar, ben sınıfta kaldım. her akşam yatağıma yattığımda, bu ölüm kalım işlerinden sorumlu şahıstan üst kattakilerin canını almasını diliyorum. 2 tane piç kurusu var evde. çocuk felci, otobüs çarpması, balkondan düşme, elektriğe tutulma gibi bilimum kazanın belanın üstlerinde olması için yalvarıyorum. ciyak ciyak bağırıp beynimi siken kadının dilsiz kalması için nasıl bir türk filmi kazası varsa başına gelsin istiyorum. hepsi birden ölsünler istiyorum.

bu çektiğim sıradan bir rahatsızlık olmaktan çıkalı aylar oldu. geceleri uyuyamıyorum, her sabah 7 de aşırı derecede yorgun ve uykusuz kalkıp sinir küpü oluyorum. evden çıkana kadar elektrik topu modunda delirerek dolaşıyorum. kendimi sokağa attığımda biraz toplarlanıyor beynim. eve gitmek benim için dinlence değil işkence akşamları. çünkü, kendime hakim olamayabilirim, haklıyken haksız duruma düşebilirim, şiddete uğrayabilir, şiddet uygulayabilirim.

peki ben hiç mi birşey yapmadım? kendi kendime sinirlenip sinirlenip oturuyor muyum 7 aydır? tabi ki hayır.

ilk önce gece 2,5 dolaylarında, artık tahammül sınırımı aşalı yaklaşık 45 dakika olmuşken üst kata çıktım. saatin farkın olup olmadıklarını, aşağıda birinin yaşadığını bilip bilmediklerini, sabah 7 de kalkacağımı ve artık susmaları gerektiğini gayet güzel bir dille anlattım. çocuktur yapar elbet ama bunlar ufacık çocuklar, bu saatte çoktan yatıp uyumuş olmaları gerekmez mi diye sordum, okullar tatil cevabını aldım. saat 02:30! okul mu gerekli çocukların en geç 22:00′ de yatması için? kaldı ki saat 02:30 yahu. herneyse tekrar aşağı inip yatağıma yattığımda yaklaşık yarım saat kadar kadının çocuklarına bağırmasını dinledim. kendisini rezil ettiklerinden yakınıyordu, ve bizzat kendi kendini rezil ediyordu. çünkü söylediği herşeyi “net” bir şekilde duyuyordum. bu arada bir detay var. ben geçen sonbaharda odamı değiştirdim. ikea’ yı eve taşıdım. kendime altı boş çift kişilik bir ranza aldım ki hem odam küçük olduğundan herşey çok sıkışık olmasın, hem de döne döne yatabileyim, hem koltuk da girebilsin odama. yani üst katla burnum arasında yaklaşık 35-40 cm falan var. osursalar duyuyorum!!!

aradan bir süre geçti. tabi her akşam aynı gürültü devam ediyor. kimse kapılarına gelip nazikçe onları uyarmamış gibi. bir akşam televizyon izliyoruz salonda. ve avizemiz SALLANIYOR!!! üst kat üstümüze çöktü çökecek. GÜMMM GÜMMM GÜMMM PAT PAT PATPATPAPATPAT GÜMGÜMGÜM. dayanamadım. çıktım yine kapılarına. evde 3 çocuk, sanıyorum 1 adam ve 2 kadın var. bizim hanım ablanın kızkardeşinin kızı çok gürültü yapıyormuş, koşuyormui, bağırıyormuş, hakim olamıyorlarmış. sandım ki 15-16 yaşlarında zihinsel özürlü bir genç kız var evde. müdehale edemiyorlar. çocuk bi çıktı odadan, 2-3 yaşlarında gayet “normal?” bir çocuk. dedim buna mı hakim olamıyorsunuz? yine son derece incelikli konuşmaya gayret gösteriyorum. çünkü ben böyleyim. çok sinirli asabi tepkiler verebildiğim gibi, genellikle yüzyüze bakmak durumunda olduğum insanlara karşı kibar olma zorunluluğu hissediyorum. doğru bir tavır olabilir, ama nereye kadar diye sorguladığınız zamanlar da oluyor inanın bana. işte olsun evde olsun, iş arkadaşlarıma yada site sakinlerine karşı nazik olmaya çabalıyorum, çünkü yarın öbür gün asansörde karşılaşabiliriz, ben o insanlardan bir mail istemek zorunda kalabilirim. söylediğim şeylerden utanmamam lazım. sinirim geçtiğinde pişmanlık duymamalıyım. ama tekrar soruyorum ”nereye kadar”? tekrar içimden küfrede küfrede iniyorum aşağıya. gürültü azalıyor lakin kesilmiyor. şükür diyoruz yine de.

haftada 6 gün çalışıyorum. evim bursa’ nın bir ucunda işim taaaa diğer ucunda. her sabah 7′ de kalkıyorum. akşam 9,5 gibi ancak evde oluyorum. uyuyabilmek için sadece pazar günüm var-dı-.

ben ezelden beridir uyku için yaşayan binsanımdır. kimse bana dokunmasa 24 saat yataktan çıkmadan durabilirim. yatakta film izlemekten, katp okumaktan inanılmaz keyif alırım. uyanır, kitap okur tekrar uyurum. bu üniversite yıllarımda ve istanbul’ da tek başıma yaşadığım kısa bir dönemde tam manasıyla keyfini çıkardığım bir zevkti benim için. ancak ne zaman ki aileyle aynı evdeyim, pazar günleri bok varmış gibi kaldırırlar beni. ve inanılmaz ama gerçek şu durumumu yazarken bile sinirden boyazım düğümleniyor. yani pazar sabahlarıyla ilgili acayip dertliyim ben=( ama en azından-çok teşekkürler tanrım- 11-12 gibi dikiliyordu annem başıma. en azından 11′ e kadar miskinlik etmeme izin veriyordu. 12′ye kadr da gürültü yapıyor ki bak ben uyandırmadım sen kendin uyandın diyebilsin diye=) kerizim ya ben =/

peki noldu benim bu -en azından- 11′ e kadar uykularım. tabiyki üst katımızdaki geberesiceler gelince yalan oldu. sabahın 10′unda ciyak ciyak bağırıyor dili düşesice kadın. güpgüpgüp koltuğu yumrukluyor küçük piçler. allaaam ne kadar sinirliyim anlatamam ya. bir gün ayağımla tavana vurdum, uyanıp. aaa onlarda yere vurarak tepki verdiler!!!!!!1 kadın piçlerini nasıl dövüyor. nasıl bağırıyor. sen misin bana cevap veren, aradım polisi. ama ciddi ciddi evde bi anda bi sesslizlik oldu. bi kapı çarptı, tırstım hafif, kadın bişi mi yaptı acaba çocuklardan birine diye. polise detaylı detaylı anlattım evi. kapı numarasını SÖYLEDİM, kaçıncı kat olduğunu  SÖYLEDİM.  sonra camın önüne pusuya yatıp polisi beklemeye başladım. 2 ekip otosu geldi 4′ er den 8 kişi. ben de kahvaltıya oturdum. nasıl olsa herşeyi telefonda SÖYLEDİM!!!

bulamamışlar evi =( yorum yapmak istemiyorum türk polisi hakkında. daire 8′i kat 8 diye kaydetmiş telefondaki memur. bu 8 kişiden bir tanesi de burda 7 kat var. belki de daire 8 dememiş!!!! kalkıp gittiler!!!! daha doğrusu gitmişler. ben sonradan öğrendim bulamadıklarını. ben ne güzel şimdi bi gözü korkar deli karının diye keyifle kahvaltımı yapıyordum. bilsem çıkmazmıyım adamların karşısına ben aradım, na burası memur bey demez miyim:(

yöneticiye söyledim, sallamadı beni. biz yönetim olarak birşey yapamayız dedi bana ayıoğlu ayı! tabi kısa pantolonla sitede ip atladığım günleri biliyo ya it! sallamadı.

bir akşam yine polisi aradım, saat 12′ den önce müdehale edemeyiz biz dediler. 12′ den sonra arayın. o gece de susacakları tuttu saat 11 buçukta.

terlikle kalorifer borularına vuruyorum hayvan gibi. evin içinde köşe kapmaca oynuyoruz gürültüyle. ama nereye gidersek gidelim orada gürültü var.

en son babama yakındım. o da beni pek sallamaz bu konularda ama, nasıl küfür ettiğimi görünce bi sakin ol kızım deme gereği duydu. kendsi başka bir evde yaşadığından bilmiyor tabi neler çektiğimizi. aynı şikayetler annemden de duyunca anladı mevzunun ciddiyetini. yöneticiyi aradı. adam babama da bik bik etmiş daha tatlı bir dille. benim uyanık geçinen cevval babamda susmuş kalmış yaa. deli oldum.

ev sahiplerini aramak son çarem. ama adamın numarası yok kimsede. çıkıp kadından istemek zorunda kalıcam da ne denir ki. pardon hanfendi, ben artık sizi muhattap kabul etmiyorum, ev sahibinizle görüşmek istiyorum, numarasını alabilir miyim? mi dicem?

velhasıl ben artık minicik bi pıt sesinde bile gerilen, geceleri uyku uyuyamayan, sinirli, kavgaya hazır, gergin bir insan oldumç ona göre sevgili okur =)

                                    

Yorum Yapın