Ocak 2011 için arşiv

yaş ve yüzümüze vuran gerçekler

Cuma, 14 Ocak 2011

sanırım az önce aydınlandım.

aşağı yukarı ergenliği atlattığımdan bu yana hiç evliliğe sıcak bakan biri olmadım. birebir kendi evimin içinden başlamak üzere çevremdeki kötü evlilikler miydi neden, yoksa özgürlüğüme olan düşkünlüğüm müydü bilmiyorum. tabi ki sevdiğim, seviştiğim adamlarla oldukça “acaba?” sorusu çaktı beynimde. acaba evlenebilir miyim onunla? bütün bir ömrü geçirmek düşüncesine “evet” diyebilir miyim diye düşündüm elbette. bu genlerimizde var insan olarak malesef. ama hiçbirinde amaç evlenmek olmadı. sevdiğini farkettiği andan itibaren teknik direktör edasıyla taktik haritasını çizin kadınlardan olmadım hiçbir zaman. kaldı ki o kadınları da anlamıyorum. her ne kadar eskiden olduğu gibi gözü tamamen kapalı sevemesem de, hissettiğimi yaşamayı seçtim hep. içimden geleni yaptım. çevremde evliliğe “bir adamın yemeğini yapmak, çamaşırını yıkayıp ütüsünü yapmak, sonra da yatakta mutlu etmek” gözüyle bakan tanıdıklarım da var. onlar gibi de düşünmüyorum. mantık evliliği diye birşey olamaz. netice itibariyle kimse 3-5  yıl takılırız ayrılırız diye yapmıyor bu eylemi. bütün bir ömrü beraber geçirmeyi hayal ediyorsun. geri kalan yıllarını paylaşmayı planladığın adamla adı üstünde “BİRŞEYLERİ PAYLAŞABİLİYOR” olman lazım. bu zevklerin olur, prensiplerin olur ne bileyim hayata bakış açın olur. çoğumuz artık kendi başına ayakta durabilen kadınlarız (burada demek istediğim çevremdeki çoğu kadın. yoksa elbette ülkede erkeğe muhtaç, başarısız, vasıfsız, güvensiz kadınların yetiştirdiği muhtaç, başarısız vs. kadınlar çoğunlukta. bu üzerinde daha detaylı açıklamalar yazmak istediğim bir konu ama parantez içinde sosyal tespit yapmak istemiyorum) bir erkekle sadece devlet destekli sevişebilmek için evlenecek kadar abazan olmamamız lazım. yahut babanın boyunduruğundan çıkıp kocanın boyunduruğuna girmek evlilik değil köleliktir. benim evlilikten ne anladığımı anlatacak değilim, ama farklı şeyler anladığımız kesin. herneyse, benim için evlilik = özgür iradenin elinden alınmasıdır. bu başka birinin kölesi olacağımı düşündüğümden değil, resmi bir defter üzerinde vesikalıklarınızın yanyana durduğu adama olan sorumluluklarından kaynaklanıyor. kaldı ki, evlenmen şart değil birlikte olduğun insana karşı sorumlulukların oluyor ve malesef bunun sınırları senin ve karşındakinin algısına göre şekilleniyor. insan ne yazık ki her anlamda kendisi gibi düşünen insanlara aşık olmayadabiliyor. dünyanın en yüzeysel kadınına aşık olabiliyorsun. yahut kendi özgürlüğüne düşkün biri olarak maçonun kralı bi adamdan etkilenebiliyorsun. bu durumda da senin sorumlulukların sana göre a ve b arasındayken muhattabına göre a ve z arasında olabiliyor. sen bir şehirden başka bir şehire günübirlik giderken haber verme ihtiyacı hissetmeyebiliyorken o tuvalete giderken bile bildirim almak isteyebiliyor. çok uç örnekler verdiğimin farkındayım ama şimdi ince ince düşünüp detaylandıramayacak kadar yorgun beynim. çünkü dedim ya az önce aydınlandım.

konuya böyle hayvan gibi 32bin kelimeyle giriş yaptım ama asıl mevzu şu ki, 29 yaşındayım. gençliğimin baharı evresini geçememe bir arpa boyu var. evet hala geçmedim, aksini iddia eden varsa silahlarını kuşanıp gelsin :/ nerneyse, şimdi bakıyorum da etafımda hep kart zamparalar :/ acaba benim bilmediğim bir sınır mı vardı?

25′e kadar tüm erkekler, 25′den sonra antropoza girmesine bikaç sene kalmış kartolozlar ilgi duyar diye görünmez bir çizgi mi vardı?

son 6 ayda incede yazılan, alenen asılan, flört etmeye çalışan adamların hepsi EVLİ!

asıl konuya 5 satır girizgaha 50 satır sjkfhksdhfkshfk.

hayır evlilikle ilgili fikirlerim değişmiş değil, hala evlenmek en son istediğim şeylerden biri ama sürekli böyle olması da hafiften kıllandırmıyor değil.

 

sevgiler(bekarlara)…

 

 

sessiz okuyucu! susma olm.

Salı, 04 Ocak 2011

2011 itibariyle ilk yazım böyle iki üç satır olsun istemezdim ama şimdi hacı olmuş saat 12.

ben takip ettiğim blogların yorumlarını pek takip edebilen binsan olmadığım için kendimden yola çıkarak post yazıyorum.

son birkaç yıldır hakikaten kimse okumuyo galba olm burayı hissiyatı içerisindeyim. saolsun hosting sahibi arkadaş da ulan buna verdiğim parayla adult forum yaparım kapiim gitsin demiyo. öyle kendi kendime eyleniyorum. sitenin ilk açıldığı yıllarda daha duyarlı, daha ince düşünen, daha masum, daha aptal biriydim. hayatımın bir amacı, bir anlamı olduğuna inanır, bişiler hedefler onlara ulaşmaya çalışırdım (hedef dediim de işte okul bitsin, iş bulim, saçımı mor yapiim falan sdhfksdjf)
daha duygusaldım. daha çok dışımla ilgiliydim, dışımda olanlarla. daha konuşkan, konuşturandım. insanlara daha bir inanır, hataları görmezden gelmekte hiç zorlanmazdım. kolay affederdim. daha masumdum sanırım o zamanlar.
şimdiyse, sadece şimdi var. daha duyarsız, çok daha ilgisiz, fazlaca odun biri oldum çıktım. sitedeki yazıları okudukça gerçekten psikolojik evrimimi ya da ters evrimimi izleyebiliyorum. sevgi pıtırcığından şirret sürtüğe.. tataam.
daha çok vaktimin, daha doğrusu yazı yazarken geçirdiğim vaktin bende vicdan azabı uyandırmadığı bir gün bunun üzerine uzun uzadıya düşünüp yazarım.

neyse bu yazının sebebi, sessiz bir okuyucunun yorumu oldu. yazılarımdaki kimse burayı okumuyor ön mesajından dolayı sanırım ses vermek ihtiyacı hissetmiş. tenk yü. keşke daha çok sesiniz çıksa da ben de gaza gelsem buraya birşeyler karalamak için. gerçi iş güçten fırsat kalmıyor ama yine de insanın duyuluyor olduğunu bilmesi hoş birşey.

aslında, bu site böyle inanılmaz süprizler yarattı benim için:) hiç tanımadığım biri benim için videolar yapmıştı mesela. ateş, hala okuyor musun acaba buraları?

@KRN, teşekkür ederim asıl ben. sesini duyurduğun için. hulen ağlatacaksınız beni.

bir de aslında ben yine öykü möykü gerilim hikayeleri yazmak istiyorum. duygusal şeylere feci kapattım kendimi bilmem birgün yine yazabilir miyim. keşke, eskisi gibi olabilse herşey, ben, etrafımdaki insanlar, hayat..

göz göre göre duygusala bağladım gece gece.